Dağ taş baraj olacak Yazdır E-Posta
 

 

 

DSİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu Aksiyon'a açıkladı. 5 yılda 11 milyar dolarlık baraj yapılacak. Türkiye’nin hidroelektrik kapasitesi 5 katına çıkacak.

 

 

 

 

Veysel Eroğlu’nu herkes İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi’ndeki (İSKİ) başarılarıyla tanıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde dev metropolün su problemini çözerken sağ kolu olarak çalışan bürokratıydı kendisi. Dev yatırımlarla İstanbul’u susuzluktan kurtaran projelerin de mimarıydı. Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürü Eroğlu, üç yıldır Türkiye sularının patronu. Baraj, sulama, içme suyu yatırımları ondan soruluyor. DSİ son üç yılda art arda gerçekleştirdiği baraj ve tesis açılışlarıyla gündeme geliyor. 235 adet 6,8 milyon YTL değerinde enerji, taşkın koruma, sulama amaçlı tesis açılışı Eroğlu döneminde yapıldı. Ekibiyle hedef büyüten Eroğlu, Türkiye’nin baraj, sulama, hidroelektrik santral kapasitesini artıracak projelere imza atmaya hazırlanıyor şimdi.

 

 

 

 

Köylüye açık kanallarda su götüren Barajlar Kralı Süleyman Demirel’in aksine, suyun borularda taşınmasına öncelik veriyor. Bugüne kadar kamu eliyle yapılan barajları, su kullanım hakkını iki yıl önce çıkarttığı bir yönetmelikle özel sektör yatırımlarına açmış durumda. Enerji Piyasası Kurulu’na özel sektör temsilcilerince sunulmuş 700’e yakın hidroelektrik enerji santrali (HES) yatırımının da mimarı. Eroğlu’nun öngörüsüne göre Türkiye 2006’nın ikinci yarısından itibaren ‘baraj inşaatı cennetine’ dönüşecek. Üç-beş yıla yayılacak yatırımlarla ciddi istihdam imkânı oluşacağını vurgulayarak, özel sektörün 11 milyar dolarlık baraj yatırımı yapacağına, böylece devletin bu alandaki yıllık yatırım kapasitesini üç katına çıkaracağına inanıyor. Su kapasitemizin ancak beşte birini kullanabildiğimizi düşünen Eroğlu ile Dünya Su Günü öncesinde enerji yatırımlarını ve politikalarını konuştuk.

 

 

 

 

-Türkiye hidroelektrik enerji kapasitesinin ne kadarını kullanabiliyor? Beş yıl içinde bu alandaki yatırımlar, baraj ve santraller Türkiye haritasını nasıl değiştirecek?

 

 

 

 

Türkiye’nin haritası -olumlu anlamda- çok değişecek. Şu ana kadar Türkiye’deki hidroelektrik enerji kapasitemizin üçte birini, hatta bana göre beşte birini kullanmışız/kullanıyoruz. Normalde hidroelektrik potansiyeli hesaplarken ekonomik potansiyel, bir de teknik potansiyel diye bakılır. Mevcut haliyle ekonomik potansiyelimiz yıllık 130 milyar kilovatsaat/enerji civarında. Biz bunun ancak üçte birini kullanıyoruz. Mümkün olan teknik potansiyel ise 180 milyar kilovatsaat enerjilik. Yani Türkiye’nin sudan yararlanma potansiyelini beş katına çıkarmak mümkün.

 

 

 

 

-Bugüne kadar neden çıkmamış peki?

 

 

 

 

Çeşitli sebepleri var. 1950’lerde DSİ kurulurken çok güzel planlamışlar. DSİ’ye bir miktar imkan sağlayalım, ürettiği ile kazansın, yeni tesisler yaparak çığ gibi büyüsün demişler. Katma bütçeli tüzel kişiliğe, haiz bir kuruluş olarak tanzim etmişler. O zaman bu düşünce muhteşem. Çünkü DSİ’nin yatırımı ve kazancı kendine dönecek denmiş. Ancak zamanla bu değişmiş. Devletten gelen devlete gidiyor diye devirler yaşanmış. Elektriğin parasını Türkiye Elektrik Kurumu almış, içme suyu tesisleri belediyelere, sulama tesisleri birliklere bırakılmış. Sonra gelirler, merkezi bütçe içine alındığı için hazineye gitmeye başlamış. Kazandırdığı kadar yatırım yapılmaması DSİ’yi zorda bırakmış. Güzel şeyler yapılmış, ama daha çok şey yapılabilirdi tabii ki...

 

 

 

 

-Peki, siz gelince ne yaptınız bu fotoğrafı değiştirmek için?

 

 

 

 

Çok yaygın bir tesis yatırımımız vardı geldiğimizde. Temeli atılmış, başlanmış, bitirilememiş. Çoğu temel seviyesinde yatırımlar sürüncemede bekliyor. Biz bunları toparlamak için yeni birtakım stratejiler geliştirdik. Bitme oranı yüzde 70’leri geçenlerden başlamak üzere tesislerin aynı anda bitirilmesi bunlardan biriydi. Atıl yatırımlardan vazgeçtik kısacası.

 

 

 

 

-Baraj ve tesislerin bugüne kadar devlet kanalıyla yapılması hata mıydı?

 

 

 

 

Şimdi şöyle, biz devletin yanına özel sektörün dinamizmini de kattık. 2003’te ilk kez Su Kullanım Anlaşması Yönetmeliği çıkarttık. Bu yönetmelik çerçevesinde şu anda özel sektöre baraj ve hidroelektrik santrali yapma ve su kullanma hakkını veriyoruz. Ki su kullanım hakkı devlete aittir. Biz bu hakkı 49 yıllığına firmalara vermek suretiyle derelere, nehirlere hidroelektrik tesis yapımını teşvik ettik/ediyoruz.

 

 

 

 

-Özel sektörün baraj yatırımlarının yolunu açtınız. Bu alanda ne kadar yatırım yapılacak; enerji, istihdam açısından neler kazanılacak?

 

 

 

 

Özel sektörün dinamizmi sayesinde yaklaşık 700 adet projeye talep oldu. Biz bu konuda hızlı adım attık, neticede özel sektör müracaatlarını dikkate alırsak (EPDK verileriyle) yaklaşık 11 bin megavat gücünde, bunun karşılığı yıllık 36 milyar kilovatsaat elektrik enerjisi demek, parasal değeri de yaklaşık 11 milyar dolarlık yatırım yapılacak. Önümüzdeki 3 yılda özel sektörün bunun yüzde 80’ini gerçekleştireceğini umut ediyoruz. 8-9 milyar dolarlık yatırımı bu kadar kısa sürede özel sektör yapacak. Düşünebiliyor musunuz kamu olarak biz 1-1,5 milyar dolar yatırıyoruz. Özel sektör yıllık bazda devletinkinin 2 katına yakın yatırım yapacak. Bu sayede boşa akarken baktığımız su kaynaklarını enerjiye dönüştüreceğiz.

 

 

 

 

-Bunun enerji politikaları açısından faydası nedir?

 

 

 

 

Birincisi dışa bağımlılığımız nispeten azalacak, ucuz enerji elde etmiş olacağız. Ayrıca doğalgaz, petrol yerine kendi kaynağımızı kullanacağız. İşgücü (istihdam) anlamında çok ciddi hareketlilik yaşanacak. Türkiye’nin her yerinde baraj inşaatı yapılacak. İşçisi, mühendisi binlerce kişiye ekmek kapısı olacak. Ayrıca santralle, yan sanayi ile ilgili yatırımlar da devreye girecek. Baraj inşaatları büyük bir lokomotif olacaktır. Zaten inşaat sanayi ekonomilerin lokomotifidir. Biz bu süreci de hızlandıracağız. Ölü yatırım değil, kısa zamanda geri ödüyor. Türkiye ekonomisine ciddi hareketlilik getirecek projeler bunların hepsi.

 

 

 

 

-İnsan kaynağı anlamında yeterli mi Türkiye? Mühendis ithal etmek zorunda kalmayız değil mi?

 

 

 

 

Yok (gülüyor). Çin’den Almanya’ya, Afrika’dan Sibirya’ya kadar Türk mühendisleri baraj, yol, bina yapıyor. İş gücümüz de, mühendisimiz de yeterli. Önemli bir istihdam sağlanacak zaten.

 

 

 

 

-Su fakiriyiz diyorsunuz. Türkiye nasıl su zengini haline gelir?

 

 

 

 

Siz suyu akıllıca kullanıyorsanız sorun çözülür. Türkiye’nin suyu çok, ama boşa akıyor. İsraf etmeyip suyun potansiyelinden akıllıca yararlanıp içme suyu, sulama suyu (doğru tekniklerle) olarak kullandığınızda su zengini haline gelirsiniz. Bizim hedefimiz de bu.

 

 

 

 

-2006’da hangi kamu yatırımları yapılacak?

 

 

 

 

2006’da üç grup büyük yatırımımız var. Baraj ve hidroelektrik santraller. İkinci öncelik sulama suyu yatırımları. GAP bölgesinden Bafra, Çarşamba, Aydın ovalarına kadar pek çok yer; Balıkesir, Bursa, Edirne ovaları, bunlara yönelik ciddi proje hazırlığımız var. Bir üçüncü yatırım alanımız içme suyu tesisleri. Büyükşehirleri susuz bırakmak istemiyoruz. Zaten vatandaşlarımız da gerek Başbakan Erdoğan’a gerek bize su meselesini kısa sürede halleden birisi olarak bakıyor. Biz de Türkiye’nin içme suyu sıkıntısını çözmek için kollarımızı sıvadık. Yatırımlar sürüyor.

 

 

 

 

-Enerji Bakanlığı alternatif enerji kaynağı politikaları açısından üç konuyu öne çıkarıyor: su, kömür ve nükleer enerji. Bu üçlüde suyun yeri nedir?

 

 

 

 

Su, en önemlisi tabii ki. Tabana oturan belli başlı kaynaklardan biri. Hidroelektrik enerjiyi tam kapasite kullanmalıyız. Kömür de önemli. Nükleer de yatırımları yıllarca geciken bir enerji çeşidi. Aslında bunları üçlü sacayağı şeklinde düşünmeli. Zaten üçünde de yatırımlar oturmazsa Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı ortadan kaldırılmaz. Enerji darboğazına karşı üç alanın da ciddi yatırımlarla desteklenmesi şart. Bir diğer enerji kaynağı da doğalgaz zaten. Türkiye bu dörtlü enerjiyi yüzde 25’lik paylarla bölüştürebilirse, çok isabetli, sürdürülebilir ve sağlıklı bir enerji politikasına kavuşur.

 

 

 

 

-AB sürecinde tarım nüfusu yüzde 30’lardan yüzde 10’lara, 5’lere düşecek? Türkiye akıllı tarıma yönelik adımlar atarken, DSİ de bir yandan sulama yatırımları yapıyor. Bu yatırımlara hata diyen yok mu?

 

 

 

 

Su alanında zaten yatırıma ihtiyaç var. Önemli olan daha az nüfusla aynı arazilerin işlenmesi meselesi. Su ihtiyaç, susuz tarım olmaz. Yatırım yapılıyor. Parçalı küçük araziler üzerinde çok sayıda çiftçi yerine, daha büyük alanlarda daha az nüfuslu tarımın gerçekleşmesi hadisesidir. Asıl olan burada insanları akıllı tarıma, doğru sulamacılığa yöneltmektir.

 

 

 

 

-Sulama istatistikleri ilginç; kapalı şebeke sulamaları yüzde 5’lerde, kanal sistemleri yüzde 90’larda. Siz de kapalı devre sulama yatırımlarına önem veriyorsunuz. Türkiye bugüne kadar yanlış sulama yatırımı mı yaptı?

 

 

 

 

Geçmişte açık kanallara ağırlık verilmiş maalesef. Biz 2003 sonundan itibaren tarımda bu anlayışı köklü şekilde değiştirdik. Şimdi kapalı boru sistemleriyle sulama yatırımı yapılıyor. Sebebi de suyun daha verimli kullanımı. Mevcut inşaatlarda kapalı sistem oranını yüzde 7’den yüzde 50’lilere çıkarttık. Hatta süren projelerin değişebilecek kısmını bile değiştiriyoruz. GAP’ta mesela Yaylak-Bozova’daki sistem kapalı, modern sulama sistemi. Buharlaşma az oluyor, daha az suyla daha çok araziyi sulamak mümkün. Kapalı sulama sistemleri modern sulama tekniklerine de imkân sağlıyor; damla sulama, yağmurlama sulama gibi. Ama açık kanallarda buna imkân yoktu. Su bazen boşa akıyordu desek yeridir. Artık bu devir kapandı.

 

 

 

 

-Sulama konusunda en önemli mesele, sulama kanallarının devriydi. Siz bu alanda da radikal bir karar aldınız? Türkiye ne kazandı?

 

 

 

 

İki yıl gibi bir sürede, sulama kanallarını birliklere yüzde 95 oranında devrettik. Devlet bu işi yapmış olsa, verimsiz işletir. Sulama birliği olunca, malın sahibi işini kontrol ediyor. Akıllı bir çözüm. Trilyonlarca liralık tahsilat, su dağıtımı bizzat işin sahiplerine devredildi. İsraf, suiistimal benzeri birçok hata da ortadan kaldırıldı. Hatta bu kanalların bakımı bile devlete yük olmaktan çıktı.

 

 

 

 

-Ortadoğu’daki kaos, ülkemizin enerji politikalarını, özelde Türkiye’nin su politikalarını nasıl ve ne kadar etkiliyor?

 

 

 

 

Birilerinin dediği gibi Türkiye su yatırımlarıyla Ortadoğu’ya yönelik hâkimiyet derdinde değil. Aksine bizim su kaynaklarını verimli şekilde kullanmamız bölgeye atılan en büyük barış adımlarıdır. Barajlar sayesinde su rejimleri düzenleniyor. Kurak dönemlerde bile beklenenin üzerinde su salıveriliyor. Bakın Kuzey Irak’ın elektriği Türkiye’den gidiyor. Bu oranlar daha da artacak.

 

 

 

 

EDİRNE’Yİ SINIR BARAJI KURTARACAK

 

 

 

 

DSİ’nin Bulgaristan kaynaklı sel baskınlarına karşı da bir projesi var. Tunca, Meriç ve Arda nehirlerinin taşmasıyla Edirne sürekli zor anlar yaşıyor. Geçen hafta yaşanan baskından sonra Edirne’nin Karaağaç Mahallesi’ndeki onlarca kişi zırhlı araçlarla kurtarılmıştı. Bu görüntüleri ortadan kaldırmak ve baskınları önlemek için Türkiye-Bulgaristan sınırına Tunca Nehri üstüne iki ülkenin ortak kararıyla Suakacağı Barajı inşa edilecek. Sınır barajları dünyada pek görülmüyor. "Türkiye’nin en büyük kazancı, su taşkınlarından korunacak olması. Üstelik baraj elektrik de üretecek." diyen DSİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu’nun verdiği bilgiye göre barajla ilgili Edirne, Sofya ve Ankara’da ayrı ayrı toplantılar yapıldı. Baskınlar nedeniyle Türkiye’nin uğradığı zarar her sene 100 milyon doları aşıyor. Fizibilite çalışmaları tamamlanan barajın 50 milyon dolara mal olması bekleniyor. Türkiye’nin benzer sınır baskınları için Suriye-Türkiye sınırında da bir başka baraj projesi var.

 

 

 

 

20.03.2006 Aksiyon dergisi

 

 

 
< Önceki   Sonraki >