|
DİĞER FIRTINALAR
A. Genel Bilgiler
Fırtına sistemlerindeki çok hızlı dikey ve yatay hareketlerle çoğu zaman yağmur, kar ve dolu taneleri yanında, kum ya da toz parçacıkları da taşınmaktadır. Yağmur, kar ve doluyla birlikte şiddetli rüzgârların da görüldüğü fırtınalar genel olarak yağışlı fırtınalar, şiddetli rüzgârlarla kum ya da tozun taşındığı fırtınalar ise; toz ve kum fırtınaları olarak adlandırılmaktadır.
Daha önce işlenen yağışlı fırtınalardan sonra şimdi de, oluşum mekanizmaları hemen hemen aynı olmasına rağmen, taşınan maddeler farklı olduğundan, kum ve toz fırtınaları ayrı başlıklar hâlinde ele alınacaktır.
B. Toz Fırtınası
Toz, çeşitli nedenlerle kaya ve kum parçacıklarının parçalanması sonucu meydana gelen, çok küçük ve hafif taneciklerdir. Toz fırtınası, bir fırtına sistemindeki şiddetli rüzgârlarla ilişkili olarak büyük miktardaki tozun, dikey ve yatay yönde çok yükseklere ve çok uzaklara taşınmasıdır. Ancak bir fırtınanın sözkonusu olabilmesi için yer rüzgârının ortalama hızının en az 50 km/saat, maksimum hızının 63 km/saat ya da daha fazla olması, görüş uzaklığının ise 1000 metrenin altında olması gerekir.
Bu tip fırtına benzerî olay, dünyanın büyük bir bölümünde görülse de gerçek anlamdaki toz fırtınası, çöller başta olmak üzere kurak ve yarıkurak alanlarda, bir fırtına sistemi içindeki kuvvetli rüzgârlarla oluşmaktadır. Özellikle cephesel fırtınalarda kuvvetli rüzgârlarla birlikte, soğuk cephe üzerinde hızla yükselen sıcak ve tozlu havanın yoğunlaşmasıyla olağanüstü boyutta ve korkunç bir görünümde toz bulutlan oluşmaktadır. Ancak burada yeterli nem olmadığından, yağış görülmemektedir. Örneğin; Haboob olarak adlandırılan fırtınaların neden olduğu 2400 km uzunluğa ve 640 km genişliğe ulaşan büyük toz kuşaklan, bir cephe hattı boyunca Afrika Çöllerini baştan sona katedebilir. Örneğin Sudan'da yılda ortalama 24 haboob görülür.
Cephesel faaliyetlere bağlı fırtına sistemleri dışında, kuvvetli konvektif faaliyetlerin etkili olduğu kararsız havalarda oluşan şiddetli rüzgârlarla da tozlar, atmosferin yüksek kısımlarına doğru taşınarak, yüksek seviye rüzgârlarıyla çok geniş alanlara yayılmaktadır. Bu fırtınalarda da kum fırtınasında olduğu gibi, çok zararlı sonuçlar ortaya çıkmaktadır.
Bazı durumlarda lokal boyutta, yeryüzündeki aşırı ısınmaya bağlı olarak anî ve şiddetli hava akımlarıyla yükselen ve atmosferin alt kısımlarında, kararlı hava koşulları nedeniyle, asılı kalan toz bulutları da oluşabilir. Bu olayda da görüş kısıtlıdır ve istenmeyen olaylarla karşılaşılabilir. Buna toz pusu denmektedir.
Hangi nedenle olursa olsun, konvektif faaliyetler sonucunda oluşan hızlı rüzgârlarla taşınan toz parçacıkları, aşağı seviyelerde daha yoğun olmak üzere, atmosferin her seviyesinde sürekli hareket halindedir. Çünkü yeryüzünün kuru ve toprağın gevşek bir yapıda olması durumunda meteorolojik koşullar da elverişli ise, tozlar şiddetli rüzgârlara bağlı olarak yatay ve dikey yönde hareket etmek durumundadır. Bu hareketin bir dikey bir de yatay sınırı vardır. Dikey sınırı yer seviyesinden başlar konvektif faaliyetin sona erdiği noktaya kadar uzanır. Yatay sınırı ise, yeryüzünün fizikî coğrafya özelliklerinin toz fırtınasını meydana getirebilecek özelliklerden uzaklaştığı yerin, hemen yakınına kadar uzanır. Ancak şiddetli rüzgârlarla, özellikle de yeryüzüne yakın seviyelerdeki rüzgârlarla bu sınır genişlemekte ve birkaç yüz kilometreye kadar uzanmaktadır. Yeryüzünün fiziki özellikleri nedeniyle beslenmenin durması halinde toz fırtınasının etkisi giderek azalmakta ve nihayet yok olmaktadır.
Çok geniş kuru, ağaçsız ve otsuz bozkırlar toz fırtınalarının sık ve yaygın olarak görüldüğü alanlardır. Özellikle buralarda uzun süre etkili olan, yağışsız cephesel fırtına sistemlerinde bu tür fırtınalar kolayca oluşmaktadır. Bu durumda gökyüzü gri veya krem rengindedir. Güneş ise adeta kısılmış bir lâmba görünümündedir (Fotoğraf 13).
Toz ve kum fırtınaları, rüzgârın hızına ve çarpma kuvvetine, taşınan toz parçacıklarının yoğunluğuna ve görüş uzaklığının kısıtlanmasına bağlı olarak afet boyutuna ulaşan olaylara neden olmaktadır. Bunun sonucunda canlı ve cansız çevre büyük zarar görmekte, önemli boyutta can ve mal kayıpları görülmektedir. Kum fırtınası hakkında bilgi verilirken, toz ve kum fırtınalarının olumsuz sonuçlan üzerinde daha detaylı bir biçimde durulacaktır.
C. Kum Fırtınası
Kum fırtınaları, bitki örtüsünün olmadığı ya da çok zayıf olduğu, çöller ile kurak, yarı kurak özelliklere sahip ve yan çöl görünümündeki yerlerde görülmektedir. Kum tanecikleri toz taneciklerinden daha büyük ve daha ağır oldukları için, kolayca yükselemezler. Bu nedenle kum fırtınaları yeryüzüne yakın seviyelerde daha etkili olmaktadır. Kumun hızlı rüzgârlarla bir yerden başka bir yere taşınmasıyla, kar fırtınalarında görülen kar yığınları gibi kum yığınları oluşmaktadır. Bunun için canlı ve cansız çevre üzerinde, kum fırtınalarında da, kar fırtınalarında ortaya çıkan benzer sorunlar yaşanmaktadır. Afet derecesine dönüşebilen etkili bir kum fırtınasında yaşanan sorunları aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür.
• Yerleşim birimlerinde evlerin ve çitlerin önünde çok kalın (4 metreye ulaşabilen) kum yığınları oluşmakta hava alanları, kara ve demir yolları kum örtüsüyle kaplanmaktadır.
• Çoğunlukla görüş uzaklığı son derece kısıtlanmakta, ulaşım aksamakta veya durmakta, yerleşim birimleriyle bağlantı kesilmektedir.
• Kara ve hava ulaşımında görüş koşullarından ve araçların motor sistemlerinin kumdan etkilenmesiyle, büyük can ve mal kaybına neden olan kazalar olmaktadır.
• Açıkta bulunan ve bir kapalı yere ulaşma şansı olmayan insanlar ve hayvanlar nefes almakta güçlük çekmekte hatta havasızlıktan yaşamını yitirmektedir.
Kum fırtınalarıyla verimli topraklar taşınmakta veya bu toprakların üzeri başka yerden taşınan kumlarla kaplanmaktadır. Bunun sonucunda toprakların verimi düşmekte ya da çölleşmeye doğru bir gidiş olmaktadır. Dünyanın be lirli bölgelerinde yaşanan hava kirliliğinin bu olaylarla büyük ilişkisi olduğu bilinmektedir.
• Yine kum fırtınalarında görülen şiddetli rüzgârlar, canlı çevrenin yanında cansız çevreye de büyük zarar vermektedir. Bu bağlamda bütün doğal varlıklar ve beşerî yapılar, bu arada tarihî eserler şiddetli rüzgârdan ve taşınan kumdan tahrip olmaktadır.
Daha önce de belirtildiği gibi etkili kum fırtınaları daha çok, bitki örtüsünün son derece zayıf olduğu alanlarda, toz fırtınalarında açıklandığı gibi çeşitli nedenlerle gelişen bir fırtına sistemi içinde görülmektedir. Nitekim bu tip fırtınaların en yoğun olarak görüldüğü ve afete dönüştüğü yerler, Ortadoğu, Orta ve Kuzey Afrika, Orta Asya, Avustralya, Kuzey ve Güney Amerika'nın bitki örtüsünün az olduğu çöl bölgeleri ile kurak ve yarıkurak bölgeleridir. Çünkü bitkilerin kumu tutma ve rüzgâr şiddetini azaltma özelliği bu tip fırtınaların oluşumunu ve zararlarını sınırlamaktadır. Bunun tersi özelliğe sahip olan yerlerde, fırtınalar daha etkili olmaktadır.
Özellikle çöllerde, killi parçacıkların tuz billurlarıyla çimentolaşması sonucu oluşan kumların oluşturduğu kumullar çok geniş alanlan kaplamaktadır. Erg adı verilen ve bu şekilde oluşan kumullar ise, çok geniş alanları kaplayan ve genellikle şeritler hâlinde uzanan oluşumlardır.
Kum fırtınaları hem dikey, hem de yatay yönde etkili olmaktadır. Kumlar dikey anaforlara bağlı olarak atmosfer içinde bazen kilometrelerce yükselmektedir. Hatta taşınan kumun ağırlığına, rüzgârın şiddetine ve atmosferin kararsızlık derecesine bağlı olarak tropopoz seviyesine kadar çıkabilmektedir. Bunun için kum fırtınalarının havacılıkta çok önemli ve özel bir yeri vardır. Özellikle çöl üzerinde değişik amaçlar için yapılan alçak seviye uçuşlarında, kum fırtınaları uçuş güvenliğini büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır. Yatay ve düşey görüşün tamamen kısıtlanmasından ve kum parçacıklarının motor kısmına girmesinden dolayı, çok büyük kazalar olmaktadır.
Yatay yönde gelişen, kum fırtınaları daha çok yeryüzüne yakın küçük ve türbiyoner hareketler şeklinde düzenli akımlar biçimindedir. Yeryüzündeki rüzgârın hızı arttıkça bu tip fırtınaların da şiddeti artmaktadır. Bu fırtına genellikle toz fırtınaları gibi yer rüzgârının ortalama hızının 50 km/saate ulaştığı ve üzerine çıktığı, hamleli rüzgârlarla ortaya çıkmaktadır. Bu durumlarda fırtına içinde ki görüş uzaklığı 500 metrenin altına hatta bazı durumlarda "0" metreye kadar düşmektedir. Bu durumda yaşam durmakta, büyük mal ve can kaybının görüldüğü afet derecesine ulaşan olaylar yaşanmaktadır.
D. Kar Fırtınası (Tipi)
a. Kar Fırtınalarının Oluşumu
Yağmur, dolu, kum ve toz fırtınaları gibi kar fırtınaları da, doğal ve yapay çevre ile bütün canlıların yaşamını olumsuz yönde etkilemektedir. Kar fırtınası ya da tipi, kuvvetli rüzgâr ve yoğun kar yağışı ile ortaya çıkan, yatay ve dikey görüş uzaklığının çok kısıtlandığı tehlikeli bir meteorolojik olaydır.
Tipi, daha önce yağan ve yeryüzünde örtü oluşturan kardan kaynaklandığı gibi, yoğun kar yağışı sırasında da görülebilen bir doğal tehlikedir. Bu iki duruma göre adlandırılan tipilerin oluşumu aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
• Yeryüzünde oluşan kalın kar örtüsünün, yer rüzgârının hızına ve yönüne bağlı olarak, bulunduğu yerden bir başka yere taşınmasıyla büyük kar yığınları oluşur. Doğal olarak o yerin topografik Özellikleri, kar örtüsünün kalınlığı, yığılan kann miktarı ve rüzgârın hızı ve yönü arasında çok yakın bir ilişki vardır. Kar örtüsü ne kadar fazla, rüzgâr ne kadar hızlı ise, taşınarak yığılan kar miktarı da o kadar fazladır. Kar yağışının durmasından sonra, yeryüzündeki karın şiddetli rüzgârlarla sürüklenmesi ve taşınması sırasında görüş uzaklığı son derece kısıtlanır ve göz gözü görmez hâle gelir. Bu olay yer tipisi olarak adlandırılır.
• Bazı durumlarda yoğun kar yağışı sırasında; yerden kaldırılan kar tanecikleri ve yerdeki diğer partiküller ile yağan kar taneleri, kuvvetli rüzgârlarla yatay yönde taşınarak sürüklenebilir. Bu durumda görüş uzaklığı birkaç metrenin altına kadar düşebilir ki, bu doğal olaya da gerçek tipi adı verilmektedir.
Aslında her iki olay da yoğun kar yağışı ve çok hızlı esen rüzgârla ortaya çıkmaktadır. Bunun için, bu iki olay da tipi olarak adlandırılmaktadır.
Ancak afet olarak karşımıza çıkan olaylar, çoğunlukla gerçek tipi adı verilen olay sonucunda görülür ve büyük can ve mal kayıpları yaşanır. Çünkü bu olayda çok düşük sıcaklık, kuvvetli rüzgâr ve yoğun kar yağışı aynı anda etkili olmaktadır.
Diğer fırtınalar hemen her mevsimde görülebildiği hâlde, kar f utmaları sadece soğuk mevsimlerde kar yağısının görüldüğü etkili fırtına sistemlerinde ve orografik yağışa bağlı olarak da dağlık alanlardaki kar yağışı sırasında görülmektedir.
b. Kar Fırtınasının Zararları
Yoğun kar, dondurucu soğuk ve kuvvetli rüzgârın birlikte yarattığı koşullar, canlı ve cansız doğa ile insan yaşamı üzerinde çok olumsuz durumlar yaratmaktadır. Bunları aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür.
• Tipi sırasında adeta yeryüzüyle gökyüzü birleşmiş gibidir. Bu ürkütücü beyazlık, insan psikolojisi üzerinde olumsuz etkiler yaratır.
• Tipiye yakalanan insanların, sığınacak bir yer bulamadıkları takdirde yaşama şansları oldukça azdır. Ya boğularak, ya da donarak ölebilirler veya sakat kalabilirler.
• Yoğun kar yağışı ve/veya sürüklenen kar nedeniyle yollarını kaybeden hayvanların yaşama şansları insanlara göre daha azdır. Nefes alma güçlüğünden boğularak, aç kalarak, ya da donarak ölebilirler.
• Tipinin daha sık ve daha etkili yaşandığı dağlık alanlarda çeşitli amaçlar için bulunan (kayakçı, dağcı, görevli v.b.) insanlar, görüş uzaklığının çok kısıtlanması, aşırı soğuk ve kuvvetli rüzgâr nedeniyle hayatlarını yitirebilirler.
• Kara, deniz ve hava ulaşımında görüş uzaklığının azalmasına bağlı olarak, büyük can ve mal kaybına neden olan kazalar yaşanabilir.
• Özellikle kara yollarına yığılan kar ve bu karın aşın soğuk nedeniyle kay gani aşması nedeniyle büyük kazalar görülebilir.
• Tipi süresince taşınan ve yığılan kar nedeniyle yapıların üstü tamamen karla örtülebilir, yapılar çökebilir. Bunun sonucunda büyük can ve mal kayıpları yaşanabilir.
c. Kar Fırtınasının Zararlarından Korunma
Gerçek tipi; yoğun kar yağışı, dondurucu soğuk ve kuvvetli rüzgârla ortaya çıkan bir doğal afettir. Dolayısıyla yoğun kar yağışı için alınacak önlemlerin hepsi, tipi için de geçerlidir. Ancak bu önlemlere ek olarak, aşırı soğuğun ve fırtınanın zararlarından korunmak için de önlemler alınmalıdır. Bunları aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür.
• Hava tahmin raporlarında yoğun kar yağışı ve fırtına beklenmesi hâlinde, mümkün olduğu ölçüde kara yolu trafiğine çıkılmamalıdır. Yolda olan araçlar ise uygun bir yerde beklemelidir.
• Tipi sırasında dağcılar, kayakçılar, tatilciler veya görevliler dağdaki konaklama yerlerine veya buldukları en yakın sığınağa girmelidir.
• Özellikle dağlık arazilerden geçen kara ve demir yollarının kapanmaması için yol kenarlarına kar tutucu engeller yapılmalıdır.
• Tipinin olabileceği zamanlarda, özellikle kırsal kesimde, kısa mesafeli de olsa, bir yerleşme biriminden diğerine gitmek için yaya olarak yola çıkılmama-lı hayvan nakli yapılmamalıdır.
• Tipi beklendiği zaman veya tipi sırasında evcil hayvanlar devamlı bulundukları yerlere, bu mümkün olmazsa en yakın sığmağa toplanmalıdır.
• Dağ tesislerinin bulunduğu bölgede acil müdahale için her türlü tıbbî önlem alınmalı ve acil taşıma için helikopter kolaylığı sağlanmalıdır.
• Tipiye hassas yerlerden geçen kara yollarında, tipiden korunabilecek imkânlara sahip sığınaklar yapılmalıdır.
• Olası bir tipi haberini; meteoroloji kuruluşları başta olmak üzere, bütün sorumlu kurum, kuruluş ve kişiler, çeşitli haberleşme araçlarıyla halka ulaştırmakdır.
E. Fırtınalar ve Türkiye
a. Genel Bilgiler
Hemen her ülkede olduğu gibi, ülkemizde de halk arasında hızlı esen rüzgârlara fırtına denilmektedir. Çoğu zaman metorolojide de bu anlamda kullanılmakla beraber, fırtınayı belirli bir hıza (63 km/saat veya daha fazla) ulaşan kuvvetli rüzgârlarla birlikte şiddetli yağışların ve diğer bazı önemli hava olaylarının görüldüğü bir hava sistemi olarak tanımlamak daha doğrudur.
Matematik konumu bilinen, hava kütleleri, basınç yapılan ve rüzgâr sistemleriyle olan ilişkileri ile yerel fizikî coğrafya özellikleri nedeniyle Türkiye, kuvvetli rüzgârların yanında fırtına sistemlerinin de sıkça görüldüğü bir ülkedir (Şekil 77).
Türkiye, Akdeniz havzasında yer alması ve etrafındaki denizler nedeniyle denizel, orografik yapısı ve denizden olan ortalama yüksekliği nedeniyle de karasal özelliğe sahiptir. Ayrıca parçalanmış topografyası kısa mesafeler arasındaki yükselti farkını arttırmaktadır.
Bunun için deniz-kara, dağ-vadi arasındaki ısınma farkından ortaya çıkan, alçak ve yüksek basmç yapılarına bağlı olarak oluşan, yerel ve süreli rüzgârlar hemen her yerde ve her zaman görülebilmektedir.
Bu rüzgârlar, zaman zaman yerel topografik özelliklere bağlı olarak, çok hızlı esmekte ve fırtına olarak tanımlanan hava sistemlerindeki rüzgar hızma ulaşabilmekte hatta bu değerleri aşabilmektedir. Nitekim ortalama rüzgârlı gün sayısı ile yıllık ortalama kuvvetli rüzgârlı günler sayısını gösteren grafikler incelendiğinde, Türkiye'nin rüzgâr potansiyelinin büyük olduğu görülür.
Ancak burada kasdedilen rüzgarlar yukarıda sözü edilen yerel ve sürekli kuvvetli rüzgârlar değildir. Bunlar saatteki hızı 63 km veya daha fazla olan rüzgâr ile birlikte, kuvvetli metorolojik olayların görüldüğü, zaman zaman doğal afete dönüşebilen hava sistemleridir.
b. Türkiye'de Görülen Fırtına Tipleri
Türkiye'de Tropikal fırtınaların dışında, bazıları çok küçük boyutta da olsa, hemen her tür fırtına, orta kuşağın cephesel siklonik fırtınaları, şimşekli gök gürültülü fırtınalar, tornadolar-hortumlar görülmektedir. Ancak bu fırtınaların çok büyük bir kısmı, başka bir yerde oluştuktan sonra belirli bir yol katederek geldiklerinden, küçük ve orta boyutta olan fırtınalardır. Bunlar özellikle de kışın daha sık görülmektedir.
Orta Kuşağın Cephesel-Siklonik Fırtınaları
Fırtına türleri içinde değişik bölgelerde farklı nedenlerle oluşarak soğuk mevsimde Türkiye'yi etkileyen orta kuşağın cephesel fırtınaları (siklonları), en sık görüleni ve en etkili olanıdır. Bu tip fırtınaların ilki Atlas Okyanusu'nun kuzeyinde, İzlanda Adası civarında kutbi cephenin hareketlerine bağlı olarak oluşan, doğuya ve güneye yönelerek, Avrupa'nın ve Akdeniz havzasının büyük bir bölümünü ve doğal olarak da Türkiye'yi Balkanlar, Karadeniz ve Akdeniz üzerinden girerek etkileyen cephesel siklonik fırtınalardır.
Akdeniz üzerinde, daha çok Cenova ve Adriyatik körfezinde oluşan ve kaynak yerlerinden dolayı, Cenova ve Adriyatik depresyonları olarak anılan fırtınalar ile soğuk mevsimde batı ve orta Akdeniz'e kuzeyden gelen kutbi soğuk havayla güneyden gelen tropikal sıcak havanın karşılaştığı bölgede oluşan depresyonlar bu tip fırtınaların ikincisidir. Bunun için Akdeniz bir frontojenez (cephe oluşumu) ve siklojenez (siklon oluşum) alanıdır. Ayrıca Alp dağları da bu siklonların oluşmasında önemli bir rol oynamaktadır. Burada oluşan bu siklonlar doğuya yönelerek batı bölgelerimizden başlamak üzere bütün yurdumuzu da etkileyen fırtına sistemleridir.
Bu tip fırtınaların üçüncüsü, Sibirya üzerinden Toros dağlarını aşarak gelen soğuk kutbî hava ile, doğu Akdeniz üzerinde bulunan ılık ve nemli havanın karşılaşmasıyla oluşan depresyonlar ve Batı ve Orta Akdenizden gelen Doğu Akdeniz Cephesel Siklonik Fırtınalarıdır. Bunlar da, güney kıyılarımız ile doğu ve güneydoğu bölgelerimizde çok etkili olan, kuvvetli rüzgârla birlikte yoğun yağış (yağmur, kar) bırakan fırtına sistemleridir.
Yukarıda kaynak yerleri ve kısaca oluşum mekanizmaları açıklanan bu fırtınaların büyük bir kısmı, atmosferin genel dolaşımına uygun olarak Türkiye'ye ulaşmakta, farklı biçimde ve şiddette atmosferik olaylara neden olmaktadır. Ancak bunların Türkiye üzerindeki olumsuz etkileri, fırtınanın kaynak bölgelerindeki şiddetine, izledikleri yolun uzunluğuna, geçtikleri yerlerin topografik özelliklerine, kara ya da deniz üzerinden geçmelerine bağlıdır.
Bu tip fırtınaların etkisiyle ülkemizde, çok şiddetli rüzgârlara ve kuvvetli yağışlara bağlı olarak oluşan, deniz kabarması, sel, çığ, tipi, ve heyelan gibi olayların sonucunda büyük can ve mal kayıplarının görüldüğü afetler yaşanmaktadır. Ancak bu atmosferik tehlikelerin afet haline dönüşmesinde insanların çeşitli etkinliklerinin de çok önemli bir etken olduğunu belirtmek gerekir.
Bu fırtına sistemlerinin hemen hepsi önemli ve tehlikeli hava olaylarına neden olurken bunların içinde, Akdeniz depresyonlarının ayrı bir önemi vardır. Çünkü bunlar, kuvvetli rüzgârlarla ve taşıdıkları bol nemin neden olduğu şiddetli yağmur ve kar sağanağı türü yağışlarla Karadeniz bölgesi dışında bütün bölgelerimizde büyük afetlerin yaşanmasına neden olmaktadır.
Örneğin, 4 Kasım 1995 tarihinde görülen fırtınada, İzmir'de 3 saat 54 dakikalık süre içinde, metrekareye 100 kg'den fazla yağış düşmüş, rüzgârın hızı 85 km/saate ulaşmıştır. Yaşanan sel, taşkın ve su baskını olayında 322 konut yıkılmış, 1000 bina zarar görmüş 63 kişi yaşamını yitirmiş, çok büyük ekonomik kayıp yaşanmıştır. Yine 2001 Aralık ayında Akdeniz Bölgesini etkileyen bu tür fırtınada Antalya ve Mersin'de etkili sel olayları yaşanmış, büyük mal ve can kayıpları görülmüştür (Şekil 82).
Ülkemizde etkili olan ve yukarıda açıklanan bu tip fırtınalar, fırtına sistemi içindeki, en şiddetli ve etkili rüzgârın yönüne göre, Karayel, Lodos ve Poyraz fırtınaları olarak adlandırılmaktadır.
Karayel fırtınası; kutbî cephe ve bunlarla ilişkili depresyonlardır. Balkanlardan ve Karadeniz üzerinden kuzeybatılı akışlarla Türkiye'yi etkileyen bu sistemde çok soğuk havanın yanında hızı 80-85 km/saat arasında değişen kuvvetli rüzgârlar görülür. Trakya, Marmara ve Batı Anadolunun kuzeyi ile yurdun iç kesimlerinde, kuvvetli ama çok uzun sürmeyen yağışlar etkilidir. Yağışlar kıyılarda yağmur, iç kesimlerde kar şeklindedir. Özellikle bu tip fırtınalar, Trakya, Marmara, Karadenizin iç ve kıyı bölgelerinde çok kuvvetli rüzgâr ve yoğun kar yağış nedeniyle değişik türde ve boyutta afetlerin yaşanmasına neden olmaktadır.
Lodos fırtınaları; yine kutbi cephenin akdeniz üzerine inmesiyle görülen veya Akdenizde oluşan ve genellikle Türkiye'yi güneybatı yönünden esen kuvvetli rüzgârlarla etkileyen cephesel depresyonlar (siklonlar)dır.Bu tip fırtınalar, Türkiye'nin büyük bir bölümünde, özellikle de Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerinin kıyı kesimlerinde, hızı 90-100 km/saate ulaşan şiddetli rüzgâr ile birlikte, çok kuvvetli gök gürültülü sağanak yağışlara neden olmaktadır. Bu fırtına süresince mevsime göre, nisbeten ılık bir hava yaşanırken, kıyılarda sel ve taşkınlara neden olabilecek nitelikte çok kuvvetli sağanak şeklinde yağmur, iç kesimlerde ve yükseklerde yoğun kar yağışları görülür. Bunun yanında, belirli yerlerde daha önce büyük örtü oluşturmuş karın, bu fırtınanın getirdiği ılık ve yağışlı hava sonucunda erimesiyle de, yine sel, çığ ve heyelan gibi doğal afet görülebilir.
Kışın, poyraz fırtınaları olarak adlandırılan fırtınalar ise; Sibirya oluşumlu, çok soğuk ve kuru karasal kutbî hava kütlelerinin, kuzey ve kuzey doğulu akışlarla (sibirya antisiklonu ile) Doğu Akdeniz'e inmesi ve nemli tropikal hava kütlesiyle karşılaşması sonucu oluşan, cephesel depresyonlarla ilişkilidir. Bu fırtına sisteminde en şiddetli rüzgârlar, yurdun büyük bir bölümünde kuzey, kuzeydoğu yönlerinden oldukça soğuk olarak eser (Şekil 83). Bu akışlara bağlı olarak doğu Akdenizde oluşan alçak basınç ve cephe sistemlerinin kuzeydoğuya hareketiyle, Lodos fırtınasına dönüşen fırtına ülkemizin özellikle, Akdeniz ile Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde yoğun yağışlara neden olur. Kıyılarda şiddetli gök gürültülü sağanak yağışlar ve hızı çok yüksek değerlere ulaşan rüzgârlar görülürken, iç kesimlerde tipi şeklinde yoğun kar yağışı hakimdir. Bunun sonucunda büyük boyutta doğal afetler sel, çığ, heyelan v.b. yaşanabilir.
Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı Fırtına (Oraj)lar
Türkiye'de görülen ikinci tip fırtına şimşekli, gök gürültülü sağanak yağışlı fırtınalar'dır. Bunlar daha önce açıklandığı gibi yerel özelliklere bağlı olarak, çok çabuk gelişen konvektif fırtına sistemleridir. Anî olarak başlayan ve kısa sürede bol miktarda su bırakan yağışlarla oluşan sel ve taşkınlar ile yıldırım ve büyük hızlara erişebilen rüzgâr büyük can ve mal kayıplarına neden olabilmektedir.
Bu tip fırtınalar, siklonik fırtınalara bağlı olarak görülebildiği gibi, ülkemizin fizikî coğrafya özelliklerine bağlı olarak da, çok sık görülmektedir. Hatta Türkiye orta kuşak ülkeleri arasında, orajların en sık görüldüğü ülkelerin başında gelmektedir (Şekil 84). Çünkü Türkiye hem denizel hem de karasal özelliğe sahiptir. Aynı zamanda cephe hareketlerinin ve bunlarla ilgili depresyonların da sıkça görüldüğü bir ülkedir. Yine, yerel orajların oluşumunda, çok önemli bir etken olan uygun orografik yapıya sahiptir. Bu nedenlerden dolayı, atmosferin aşağı kısımlarındaki sıcak ve nemli havanın anî olarak yükselmesi için, uygun koşullar vardır. Yani denizler üzerinden gelen nemli ve sıcak hava, hemen kıyıdan itibaren yükselen dağlar üzerinde ya da bir soğuk cephe üzerinde yükselerek orajlara neden olabilmektedir.
Yine karasallık özelliği nedeniyle, geçiş mevsimlerinde (ilkbahar, yaz başları sonbahar sonlan) yere yakın seviyelerdeki hava çok ısınmakta ve etrafındaki havaya göre yoğunluğu azalmaktadır. Bunun sonucunda bu kısımlardaki hava hızla yükselmekte ve belirli bir seviyede yoğunlaşarak dikey gelişimli kümülüs (Cu) bulutları, eğer yükselme hızı fazlaysa, kümülonimbus (Cb) bulutları oluşmaktadır. Bu bulutların gelişmesiyle de kuvvetli orajlar görülebilmektedir.
Sonuç olarak, ülkemizin her bölgesinde, hemen her termik hava akımlarıyla, hem de nemli ve sıcak havanın cephe sathı boyunca ya da bir yükselti nedeniyle yükselmesiyle oluşan, orajlar görülmektedir (Tablo 29).
Orografik orajlar daha çok kıyı bölgelerimizde görülürken, termik orajlar kuvvetli karasallık özelliğine sahip iç ve doğu bölgelerimizde etkili olmaktadır. Cephesel orajlar ise hemen her bölgemizde görülen fırtınalardır.
Tablo 29: Bölgelere göre uzun yıllar ortalama orajlı gün sayısı
|
BÖLGELER
|
ORTALAMA ORAJLI GÜNLER SAYISI (UZUN YILLAR)
|
İLKBAHAR
|
YAZ
|
SONBAHAR
|
KIŞ
|
YILLIK
|
|
MARMARA EGE
AKDENİZ İÇ ANADOLU KARADENİZ D. ANADOLU G.D. ANADOLU
|
5,2 6,4 6,6 6,4 6 7 6,8
|
3,4 4,8 4.5 5,8 8,2 6,9 1.4
|
6,6 3,9
5,1 1.8 2,8 3,5 2,5
|
2,1 4,6
4.1 0,2 0,3 0,4 0,6
|
17,3 19,7 20,3 14,2 17,3 17.8 11.3
|
Ülkemizde görülen orajların büyük bir çoğunluğu, termik kaynaklıdır. Bu nedenle bunlar, daha çok sıcak dönemde, özellikle de nemli-ılık ilkbahar aylarında; şiddetli rüzgâr, şimşek, gökgürültüsü, yağmur ve dolu sağanağıyla birlikte görülür. Bunlara soğuk mevsimde, atmosferin alt ve üst seviyeleri arasındaki sıcaklık farkı az olduğu için (kararlı hava kütleleri) oldukça seyrek olarak rastlanır. Bu mevsimde görülen orajlar ancak kuvvetli soğuk cephelerle ilişkili olarak oluşmaktadır.
Orajlar, deniz üzerinde çoğunlukla kışın ve geceleyin, karalar üzerinde ise, yazın ve gündüzün daha sık görülmekte ve daha etkili olmaktadır. İlkbahar ve sonbahar aylarında kuzeyden gelen serin hava, Karadeniz üzerinden geçerken ısındığından ve nem aldığından, Karadeniz bölgesinde orografik orajlar görülür. Yine Azor antisiklonunun hareketine bağlı olarak gelen kuzeyli akımların, Karadeniz dağlan üzerinde yükselmesiyle de bu bölgede yaz boyunca, bu tip fırtınalara çok sık olarak rastlanır.
İç Anadolu'da ve Doğu Anadolu Bölgesi'nin birçok yerinde mayıs, haziran ve temmuz aylarında oluşan termik kaynaklı orajlar, kuvvetli sağanaklar ve şiddetli rüzgârlara bağlı olarak sel ve taşkın gibi olumsuz olaylara neden olmaktadır.
Akdeniz kıyı bölgeleri başta olmak üzere bütün kıyılarımızda, cephesel faaliyetlerin yanında, orografik nedenlerlede, kışın deniz üzerinden gelen nemli ve ılık havanın yükselmesiyle bu tip fırtınalar görülmektedir.
Tornadolar
Türkiye'de etkili olan diğer bir fırtına tipide, çok seyrek de olsa tornadolar (hortumlar)dır. Bunlar daha çok kuvvetli oraj fırtınaları sırasında görülse de, ülkemizi ilgilendiren tornadolar daha çok, Doğu Akdeniz üzerinde oluşmaktadır. Bunlar muhtemelen Sibirya'dan Doğu Akdenize inen çok soğuk cP hava kütlesi ile, çok sıcak Tropikal hava kütlesinin karşılaşması sonucu oluşan soğuk cephenin, altında sıkışan sıcak havanın ani olarak bir yay gibi fırlayarak, soğuk hava üzerinde yükselmesiyle ortaya çıkmaktadır. Tornadolar çok kuvvetli dönen fırtınalar oldukları için, oluştukları ve geçtikleri yerdeki su kütlesi başta olmak üzere, herşeyi yukarıya doğru emerek kaldırabilmektedir. Bunun için öncelikle kıyıdaki yerleşim birimlerinde büyük hasar ile önemli ölçüde mal ve can kaybı görülebilmektedir.
Bu tip fırtınalar Şile, İskenderun, Alanya ve Antalya civarında, deniz üzerinde tesbit edilerek kayda geçmiştir. Deniz üzerinde oluşarak kıyılara doğru hareket eden bu fırtınaların çok şiddetli rüzgârları, ani ve şiddetli yağışları kıyıdaki küçük tekneler ile bazı yapılarda ve tarımsal amaçlı seralarda çok büyük hasarlara neden olmuştur.
Örneğin, 12 Şubat 1999 günü öğle saatlerinde Dalaman açıklarında görülen hortum, Ege denizi üzerinde oluşan alçak basınç merkezine bağlı cephenin Dalaman üzerine geldiği zamana rastlamaktadır. Bu cephe sistemine bağlı olarak deniz üzerinde oluşan Cb bulutu, aşın nem ve deniz suyu sıcaklığındaki artışa bağlı olarak daha da güçlenmiş ve bir hortum oluşturmuştur. Daha sonra kara üzerine geçerek, Dalaman hava alanında büyük hasara neden olduktan sonra, kısa bir süre içinde ortadan kalkmıştır.
Bir de ülkemizin çoğunlukla iç ve güney doğu kesimlerinde özellikle yaz aylarında şeytan minaresi ya da dolaz diye anılan aniden yükselen küçük hava girdapları görülmektedir. Şüphesiz bunlar tornadolarla karşılaştırılamaz. Ancak 1959 yazında Konya'da görülen bu tip bir hortumda 3-4 yaşlarında bir çocuğun hayatını kaybettiği bilinmektedir. Yine Kuzey Afrika kaynaklı Çöl fırtınaları güney bölgelerimizde çok seyrek de olsa etkili olmaktadır.
Ülkemizde tropikal fırtınalar görülmemekle birlikte, bazı durumlarda çok seyrek de olsa, deniz suyunun belirli bölgelerde aşırı ısınmasına ve bol neme bağlı olarak, küçük çaplı ama etkili, tropikal siklonlara benzeyen fırtınalar da oluşabilmektedir. Bunlar tropikal siklonlara benzer mekanizmayla oluşmalarına rağmen, tropikal siklonlardan çok daha önemsiz ve gözü olmayan fırtınalardır. Ancak bunlar daha çok kıyılarda büyük hasara ve can kaybına neden olabilmektedir. Ayrıca, bunların ülkemizi batı, güneybatı ve güneyden etkilemesiyle de özellikle kıyı alanlarında, bu tehlikeli hava olaylarına bağlı olarak oluşan çeşitli şiddette doğal afetler yaşanmaktadır. Örneğin 16 Ocak 1995 günü Akdeniz üzerinde oluşan bu tip bir fırtına sistemi batı kıyılarımızda etkili olmuştur (Yayvan, 1999).
Ülkemizde hem kara, hem de deniz üzerinde oluşan ya da başka yerlerde oluşarak gelen ve bütün bölgelerimizde görülebilen yukarıda açıklanan fırtına sistemleri, özellikle sonbahar sonlan, kışın ve ilkbaharın başlarında çok daha etkili olmaktadır (Tablo 30). Bu nedenle bu dönem, atmosfer kökenli doğal afetlerin en yoğun olarak görüldüğü dönemdir. Bir deniz ülkesi olan Türkiye'de, büyük bir çoğunluğu deniz üzerinde oluşan ve daha etkili olan fırtınaların diğer doğal tehlikeler yanında çok önemli bir yeri vardır. Bunlar doğrudan denizde yapılan etkinlikler ve deniz taşıtları üzerinde etkili olduğu gibi, kıyı ve kıyıya yakın yerleşim birimlerinde ve kıyılara bakan yamaçlarda da tehlikeli hava olaylarına ve dolayısıyla bunların doğurduğu afetlere neden olabilmektedir.
Tablo 30: Bölgelere göre uzun yıllar ortalama fırtınalı gün sayısı
|
BÖLGELER
|
ORTALAMA FIRTINALI GÜNLER SAYISI (UZUN YILLAR)
|
İLKBAHAR
|
YAZ
|
SONBAHAR
|
KIŞ
|
YILLIK
|
|
MARMARA EGE
AKDENİZ İÇ ANADOLU KARADENİZ D. ANADOLU G.D. ANADOLU
|
2.6 2,6 1.5 2.2 2,2 1.9 1.1
|
2,5 1 1.4 1 1.1 1,5 0,5
|
1,3 1.7
1 0,7 1,3
1 0,4
|
4,2 4,8 2,5 1.9 2,6 1 0,7
|
10.6 10.1 6.4 5,8 7,2 5,4 2,7
|
F. Fırtınaların Zararlarından Korunma
Fırtınadan en çok etkilenen yerler şüphesiz fırtınaların sık görüldüğü alanlardaki doğal ve yapay çevre ile orada yaşayan insanlar ve diğer canlılardır. Ancak çoğu zaman, fırtınanın ender görüldüğü yerler ve burada yaşayan insan lar da bu yıkıcı doğa olayından çok daha fazla zarar görmektedir. Çünkü buralarda fırtınanın acımasızlığı yeteri kadar bilinmediğinden, önceden yeterli önlemler alınmamakta ve gerekli hazırlıklar da yapılmamaktadır. Buna karşılık fırtınayla yaşamasını öğrenmiş ülkelerde ve bölgelerde önceden bazı önlemler alındığı gibi, yapılan fırtına uyarılarına daha fazla uyulmaktadır. Bu durum da fırtınanın verebileceği zararları azaltmaktadır.
Fırtınadan korunmak ve vereceği zararları azaltabilmek için aşağıdaki önlemlerin alınması ve bazı temel kurallara uyulması gerekir.
• Başta meteoroloji kuruluşları olmak üzere, diğer ilgili kuruluşlarca yapılan fırtına tahmin çalışmalarında; tropikal ve ekstra tropikal fırtınalar gibi geniş ölçekli fırtınaların tahminleri yanında, daha lokal ölçekli oraj ve tornadoların tahmini konularına da ağırlık verilmelidir.
• Fırtınaların tahmini ve takibi için, modern cihazlar kullanılmalı, fırtına oluşmasına neden olabilecek koşullan tespit etmek ve oluşan fırtınaların merkezini takip etmek için, elektronik gözlem sistemlerinden faydalanmalıdır. (Hava radar sistemleri, uydular v.b.).
• Fırtınayla ilgili bilgi bankası oluşturmak, bir yerde görülen fırtınaların envanterini çıkarmak ve o yerin fırtınalara karşı duyarlılığını ortaya koymak, fırtınadan korunmada çok önemli bir etkendir. Çünkü görülen fırtınaların şiddetinin ve frekansının bilinmesi, önceden alınacak önlemler için çok önemlidir.
• Fırtınaya dayanıklı yapılar yapılmalıdır. Binaların yapımında kullanılacak malzemeler, çatı kaplamaları ve bina tipleri o yerin fırtınaya karşı duyarlılığına göre seçilmelidir. Bu nedenle, özellikle gelişmiş ülkelerde yapılara belirli bir standart getirilmiştir. Örneğin, ABD'de kasırgalardan çok etkilenen Güney Florida'nın bazı bölgelerinde binalar 192 km/saatlık rüzgâra dayanabilecek biçimde yapılmaktadır. Bu Standard hastane ve okullar gibi toplu bulunulan yerler için daha da yüksektir ve bunların iç düzenlemeleri (elektrik, laboratuvar v.b.) için de ayrı standardlar geçerlidir. Bu standardlara uyulmadığı takdirde sigorta şirketleri sigorta yapmamaktadır.
• Yüksek yapıların esneyebilecek şekilde yapılması, çok yüksek binaların ve özellikle kulelerin rüzgârın hızının yükseklikle arttığı düşünülerek sağa sola belli miktarda sarınabilecek özellikte yapılması bu tip yapıların yıkılmasını önleyecektir.
• Yüksek yapılar çelik kafeslerle güçlendirilmelidir. Yüksek binaların içten veya dıştan çelik kafeslerle çevrilmesi binaların fırtınadan zarar görmesini önleyecek mal ve can kaybını en aza indirecektir.
• Fırtına sığınakları yapılmalıdır. Kuvvetli fırtınaların etkili olduğu alçak kıyılarda dayanıksız malzemelerden yapılmış binalar ne rüzgâra ne dalgalara ne de sellere dayanabilir. Bunun için beton veya demir ayaklarla yükseltilmiş beton barınaklar yapılmalıdır. Bunun en güzel örnekleri uluslar arası yardımlaşmayla Bangladeş'de yapılan sığmaklardır. Bir fırtına geçişinde yüzbinlerce kişi bu sığınaklarda yaşamakta ve korunmaktadır.
|