Hastalık Salgınları Yazdır E-Posta

HASTALIK SALGINLARI

Bulaşıcı hastalıklar çok yaygın olarak görülen biyolojik tehlikelerin başın­da gelmektedir. Bunlar zararlı mikroorganizmalar (patojenler)in (virüs, bakteri, parazit) neden olduğu, canlıların bağışıklık sistemini bozarak salgına dönüşebi­len insan, hayvan ve bitki hastalıklarıdır. Virüslerden kaynaklanan kızamık ve sıtma insan hastalıklarına, epizodiklerden kaynaklanan sığır vebası, şarbon ve domuz humması ise hayvan hastalıklarına örneklerdir.

Bu hastalıkların pek çoğu, hastalığa neden olan mikropların bir taşıyıcı ara­cılığıyla diğer bir alıcıya geçmesi sonucu yayılmaktadır. Bu taşıyıcılar canlı var­lıklar (böcekler, diğer hayvanlar vb.) olabildiği gibi hava, su gibi cansız varlık­lar da olabilmektedir. Bu taşıyıcılardan böcekler ve diğer bazı hayvanlar (sivri­sinek, fare, bit pire vb.) doğrudan veya dolaylı olarak, bütün canlılara sürüler hâlindeki bazı kuşlar, çekirgeler, kurtlar ve tırtıllar ise doğrudan, bütün canlı­lara ve ürünlere büyük ölçüde zarar vererek bir afetin yaşanmasına neden ola­bilmektedir. Hava ve su ise hastalıklara, dolaylı olarak neden olan taşıyıcılardır.

İnsanlık tarihi boyunca belirli dönemlerde, dünyanın bazı bölgelerinde, oranın doğal özellikleriyle ilişkili olarak ortaya çıkan, bulaşıcı hastalıklar görül­müştür. Bunların yayılarak bir salgın halini almasından dolayı da çok büyük bo­yutlarda biyolojik afetler yaşanmıştır.

Görüleceği gibi canlıların büyük düşmanı olan mikropların ve taşıyıcı (bö­cek ve diğer hayvanlar)ların zararları, yalnızca üredikleri ve çoğaldıklan yerle ve hemen yakın çevresiyle sınırlı değildir. Bunlar bazı doğal olaylara ve insan­ların çeşitli etkinliklerine bağlı olarak yayılarak dünyanın büyük bölümünde afet boyutunda pandemik (büyük salgın hastalıklar)lere, ölümlere ve ekono­mik kayıplara neden olabilmektedir. Örneğin; 14. yüzyılda Avrupa'nın toplam nüfusunun 1/3'ünü oluşturan 50 milyon dolayındaki insan, veba salgınından yaşamını yitirmiştir.

Son yıllara kadar, büyük boyutlu hasta bu salgınlarının yalnızca gelişmek­te olan ülkelerde olabileceğine ve ülkelerle sınırlı kalacağına inanılmıştır. Ancak 20. yüzyılın vebası olarak adlandırılan AİDS ve hayvanlarda görülen şarbon salgınları, bu yaklaşımın yanlış olduğunu göstermiştir. 1970'lerin ortalarında ya­şanan AİDS salgınından sonra, 01 Ocak 1993'e gelindiğinde, 7.1 milyon erkek, 4.7 milyon kadın ve 1.1. milyon çocuk olmak üzere 12.9 milyon dolayında insa­nın, bu hastalığın virüsünü taşıdığı saptanmıştır. 2000 yılı sonlarında ise; bu rakamlar yetişkinlerde 24 milyona, çocuklar da ise, 5 milyona ulaşmıştır (Smith, 1998).

Şüphesiz bütün canlıları ilgilendiren salgın hastalıklar, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde çok daha etkili olmakta ve buralarda daha kolay afet boyutuna ulaşmaktadır. Ancak bugün değişik ilâçlarla, gelişmiş mücadele tek­nikleriyle ve tıbbın her türlü imkânı kullanılarak bu afetler önlenmeye çalışıl­maktadır. Buna rağmen başta az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler özellikle de tropikal kuşak da yeralan ülkeler olmak üzere, dünyadaki hemen bütün ül­keler ya doğrudan bu hastalıklara neden olan mikropların, ya da bunları taşıyan insanlar, böcekler ve diğer hayvanların sürekli tehdidi altındadır.

Biyolojik tehlikeler de diğer bütün doğal tehlikeler gibi, çoğunlukla, oluş­tuktan yerlerde oranın uygun ortam koşulları nedeniyle daha büyük zararlara neden olmaktadır. Çünkü bütün tehlikeler, oralarda daha kolay afet haline dö­nüşebilmektedir. Ancak bu tehlikelerin başka yerlere taşınmasıyla da taşındığı yerlerde büyük biyolojik tehlikeler ortaya çıkmaktadır. Örneğin, zararlı mikro organizmalar çoğunlukla yerel olarak, belirli doğal ortam koşullarında üremek-te, çoğalmakta, hava, su, toprak, böcek gibi taşıyıcılar aracılığıyla diğer alıcıya geçmekte ve salgın hastalıklara neden olmaktadır. Dolayısıyla bu salgınlar yal­nızca o bölgede değil, dünyanın değişik yerlerinde de bir biyolojik afet olarak ortaya çıkabilmektedir.

Bu yolla her yıl yüzmilyonlarca insan hastalanmakta, ortalama 17 milyon dolayında insan yaşamım yitirmektedir. Halen Dünya'da 3,5 milyar dolayında­ki insan hastalık riski altında, 500 milyon insan da hasta durumdadır (VVorld Resources, 1998).

Daha önce de belirtildiği gibi salgın hastalıklara bağlı olarak yaşanan biyo­lojik afetler, genellikle hastalığa neden olan mikropların doğal yollarla çoğal­ması ve değişik taşıyıcılarla başka yerlere taşınması sonucu ortaya çıkmaktadır. Bunun için hastalık salgınlarının pek çoğu bir diğer doğal afetten sonra görülen olaylardır. Örneğin, bir doğal afet olan sel, içme ve kullanma suyu kaynaklarını kirleterek ve şehirlerdeki kanalizasyon sistemlerini tahrip ederek bulaşıcı hasta­lıkların yayılmasına, dolayısıyla biyolojik bir afetin yaşanmasına neden olabil­mektedir. Cüzzam hastalığı (Lepra) sel sonrasında tahrip olan kanalizasyon su­larında bulunan fare idrarının içme suyuna karışmasıyla insanlara geçebilmek­tedir.

Yine daha çok Afrika kaynaklı sıtma, sarı humma ve rift vadisi (Doğu Af­rika) humması mikroplan değişik türdeki sivrisineklerle, uyku hastalığı mik­roplan ise, çece sinekleriyle taşınmaktadır. Taşıyıcıların hemen hepsi bu bölge­nin doğal çevre koşullarına bağlı olarak, yayılmaktadır.

Bu tür hastalıklar, oluştuğu ülkeler ile az gelişmiş ülkelerde salgınlara ko­layca dönüşebilmekte, buralarda başta çocuklar olmak üzere, birçok kişi yaşa­mını yitirmektedir. Her yıl sıtma, kolera ve menenjitten etkilenen ortalama 300.000 kişiden 9.000'i ölmektedir. Ayrıca gelişmiş ülkelerde artık görülmeyen kızamık, tüberküloz gibi hastalıklar ise; halâ Asya ve Afrika ülkelerinde sal­gın şeklinde yaşanmaktadır. Bu tür bulaşıcı hastalıklar ölümlere neden olduğu gibi, vücudun direncini kırarak diğer hastalıklara karşı duyarlılığını arttırmak­ta ve insanları güçsüz bırakmaktadır. Bu nedenle buralarda üretim düşmekte, beslenme sorunları nedeniyle de büyük boyutta ekonomik ve sosyal sorunlar yaşanmaktadır.

 
< Önceki