|
Dr. Dagmar Schroeter: Akdeniz Bölgesinde Kuraklık Olacak
“16 Avrupa ülkesinin ortak araştırma grubunun koordinatörü Dr. Dagmar Schroeter ile 'Avrupa ve Türkiye'de küresel ısınmanın etkileri' üzerine..”
Sunuş:
Ekim ayı sonunda gazetelerde, ajanslardan alınan bir haber yayımlandı. Potsdam Institute for Climate Impact Research (PIK) adlı bir kurumdan bahsediliyordu. Haber, iklim değişikliklerinin sonuçlarını inceleyen PIK önderliğinde yapılmış bir araştırmanın sonuçlarını dünya kamuoyuna bildirmekteydi ve 21'inci yüzyıl içinde olacağı maalesef kanıtlanmış olan iklim değişikliklerinin sosyo-ekonomik sonuçlarıyla ilgiliydi. Araştırmacılar, yüzyılımızın sonuna kadar Avrupa'da ve Akdeniz havzasında yaşayan insanları nelerin beklediği hakkında detaylı senaryolar üzerinde çalıştılar. Konu, iklim değişikliklerinden en çok etkilenmesi beklenen yerlerden biri olan Türkiye'yi de elbette yakından ilgiliendiriyor. PIK raporunu yazan ekolog Dagmar Schroeter ile yaptığımız kısa sohbetin anafikri, sistem dahilinde çok şeyin değiştirilebileceği ve bunun hem de oldukça ucuza maledilebileceği ve iyimserliğin korunması gerektiğidir.
Gittikçe artan bir yoğunlukta fosil kaynaklı petrol/gaz/kömür enerjisi yakarak yaşamayı benimsemiş olan global kapitalist sistem dahilinde bazı çözümler bulmak, kuşkusuz çok umut verici. Fakat çözümlerin kalıcı olabilmesi için ikinci adımın atılarak sistemin değiştirilmesi mutlaka gerekecektir. Dagmar Schroeter, global çözümün ilk adımı için çalışan, muhteşem iyimserliği ile insanı umutlandıran bir bilim kadını. Dagmar hanım ile -aramızdaki bazı yanlış anlaşılmalar haricinde- temel konularda hemfikir olduğumuz kesin. Geleceği iklimsel felaketlerden kurtarmak, daha insanca, adil, temiz bir dünyada yaşamak ve dünyaya gizemliliğin, gerçek sevgilerin, inançların, aşkların ve ruhun geri dönmesini sağlamak için çalışmak, yaşa-ma yeniden anlam katıyor. Çok renkli, harika bir dünyaya hazır olun!
Salih Selçuk
PIK, iklim değişiklikleri ile ilgili çalışma yapan 16 Avrupa ülkesinden araştırma gruplarını yönetiyor. Bu proje nasıl başladı? Hangi alanlarda çalışıyorsunuz?
Bu projenin anafikri, iklim değişikliklerinin sonuçları ve bizim bu sonuçlara uyum sağlama imkanlarımızı araştırmak zorunluluğumuzdan doğdu. Daha önceki araştırmalarda sadece iklim değişiklikleri üzerinde yoğunlaşılırken biz, Avrupa'da iklimdeki ve çeşitli amaçlarla kullanılan arazilerdeki değişimin insanlar için ne anlama geldiğini araştırdık. Projemiz için temel aldığımız anlayış, insanları ve doğayı, birbirinden ayrılmaz parçalar olarak görmektir. İçinde yaşadığımız çevre veya ekosistemler, bizi, mutluluğumuz için şart olan çeşitli ürünler veya hizmetlerle (örneğin su ile, iklimin koruması altında, bize ilham vererek, boş zamanın sunduğu imkânlarla) donatıyorlar. Buradan, iklim değişiklikleri ile aynı zamanda sosyo-ekonomik faktörler ve toprağın kullanımı konusundaki global değişimin çeşitli faktörlerini farklı olası senaryolar halinde inceleme fikri doğdu. Ayrıca, üzerindeki değişimlerin sonuçlarını ölçebildiğimiz bir dizi eko-sistem modeliyle, global iklim değişikliklerin nasıl sonuçlar arzedebileceğini inceleme imkânına sahiptik. Elimizdeki sonuçları mümkün olduğunca yararlı bir şekilde değerlendirebilmek amacıyla, daha başından itibaren ekonomi ve diğer kamusal sektörler alanında uzman kişilerin de çalışmalarımıza katılmalarını sağ-ladık. Avrupa Birliği, projenin önemli konusunda ikna oldu. Aynı zamanda da bunun ne kadar zor bir girişim olduğunu biliyorlardı. Buna rağmen bizi 3.5 yıl boyunca 3.6 milyon Avro ile finanse ettiler, biz de projemizi başarıyla sonuçlandırabildik.
Araştırma sonucunda yayımladığınız raporunuza bakacak olursak, yaklaşık 70 kadar yıl sonra Avrupa tanınmayacak hale gelecek. Yıllık ortalama sıcaklıklar 2.1 ile 4.4 derece arasında artacak, kurak dönemlerin süresi uzayacak, tarım alanları inanılmaz derecede daralacak, ormanlar sıklaşacak. Daha nelere hazırlıklı olmalıyız? Akdeniz havzası ve Türkiye'yi neler bekliyor?
Özellikle Akdeniz havzasında artan ölçülerde kuraklıklar yaşanacak. Bunun sonucu olarak, özellikle çok su kullanılan yaz aylarında, adam başı çok su harcayan turistlerin gezdiği ve tarımda zorunlu sulama yapılan mevsimlerde su sıkıntıları olacak. Örneğin Yunan adalarından Samos'da geçen yıl yaz aylarında, meyvecilik için çok önemli olan su kuyularının kuruduğunu gözlemledik. Büyüyen diğer tehlike de orman yangınları. Ayrıca mantar meşesi gibi Akdeniz'e özgü tipik bazı ağaç türlerinin yaşama alanları kuzeye kayabilir. Yağışlardaki değişiklikler ve ısınma nedeniyle Orta-Avrupa'da kış aylarında su baskınları artabilir. Yaz aylarında da 2003 yılında olduğu türden sıcak hava dalgaları artabilir.
İklim felaketlerinin Avrupa'ya, Akdeniz havzasına ve Türkiye'ye ekonomik yansımaları nasıl olur?
Ben peşinen bir "iklim felaketi"nden konuşmak istemem. İklimde özellikle Akdeniz havzasında sorunlu değişimlerin olacağı görülüyor. Fakat global değişimlerle birlikte, özellikle tarımsal alanda etkin iş imkânları da doğabilir. İklimdeki değişimlerin sonucunun felakete yol açıp açmayacağı, tamamen bizim değişimlere nasıl tepki göstereceğimize bağlı.
Akdeniz bölgesinde, su kıtlığı ile daha kolay başa çıkabilmek için stratejiler geliştirilmesi gerekiyor. Bunun anlamı, suyun iktisatlı ve aynı zamanda verimli bir şekilde kullanılmasını sağlamaktır. Ormancılık alanında, örneğin okaliptüs ağaçlarından oluşan monokültür plantajlar oluşturmak yerine karışık ormanların oluşturarak orman yangını tehlikesinin artması ihtimalini azaltabiliriz. Bunun dışında, yangına karşı erken uyarı sistemlerine ihtiyaç var. Başlangıç, konularla ilgili herkes arasında diyaloğun yolunu açarak yapılmalıdır. Sorunun bilincinde olmak gerekiyor. Hep birlikte çeşitli kademelerde, örneğin yerel ve ulusal bazda pratik stratejilerin geliştirilmesi gerekiyor.
Raporunuzda, ormanların ve yeşil alanların fotosentez aracılığıyla atmosferde sürekli artan sera gazlarını emmek yerine bu gazları artırmaya başlacağı 'Kritik bir eşik'ten sözediyorsunuz. O kritik eşiğe gelmeden bu gelişmeleri nasıl durdurabiliriz? Bu alanda ulus-devletler ve sivil toplum örgütleri nasıl bir rol oynayabilirler?
Isınmayı mümkün oduğunca düşük tutmak zorundayız. Yani atmosfere püskürtülen sera gazlarının miktarını mümkün olduğunca düşük tutmak zorundayız. Bunun için hem tek tek vatandaşların, hem de ulus-devletlerin katkılarına ve desteklerine ihtiyacımız var. Sivil toplum örgütleri, soruna dikkatleri çekmek konusunda çalışabilirler ve hatta değişime uyum sağlamak için yerel stratejiler geliştirebilirler. Önemli olan, bazı grupların sık sık öne sürdüklerinin tersine, iklimi korumanın pek pahalı bir şey olmadığını göstermektir. Atmosfere salınan sera gazı oranının azaltılması için ekonomik stratejiler de vardır. Bu arada iklim değişikliklerine katlanmak ve değişikliklerin bedelini ödemek zorunda olduğumuzu unutmamalıyız.
Hemen daha az sera gazı çıkaran bir enerji sistemi inşa etsek, İklim sistemlerinin ağırkanlılığına bakmadan hemen yarından itibaren birşeyler değişebilir. Bunun anlamı şudur: Bir taraftan iklimleri korumaya çalışırken, bir taraftan da, kaçınılması imkansız olan değişimlere mutlaka hazırlanmamız gerekmektedir. Bizim yaptığımız araştırma tam da bu noktada devreye giriyor ve iklimsel değişikliklere uyum sağlayabilmek amacıyla çalışabilmeleri için, bilim adamlarına, ekonomi ve kamusal sektörden uzmanlara bir veri tabanı sunuyor.
Dünya ekononomisinin intihar tribinin nedeni sizce nedir? İş, tüketim ve para odaklı global bir ekononomi ile, bugünkü boyutlardaki global bir tehlikeyi bertaraf edebilir miyiz, yoksa yeni kurumlar mı icat etmeliyiz?
Önemli olan, ekonominin, tek tek aktörlerin hareketlerinin birlikte etkimesinden oluştuğunu görmektir. Bileşenlerden her birinin etkisi vardır. Ben günah keçisi aramayı ya da batış senaryolarına konsantre olmayı pek anlamlı bulmuyorum. Global değişimin rizikoları konusunda bilinçli olanlarla birlikte yaşamak ve birlikte, sorunların çözümü için yapıcı bir şekilde çalışmak daha önemli. Bizim 'Stakeholder'larımız (Ekonomi ve siyaset çevrelerinden gelen ve yüksek eğitim almamış özgün uzmanlar) bize kendi istekleriyle katıldılar, yardım ettiler ve bize destek verdiler. Bizim elde ettiğimiz sonuçları günlük hayatlarına uygulamaya çalışıyorlar. Stakeholder'lar esas olarak çok iyi bilgilenmişlerdi ve global değişimin sorunlarına karşı yapılacaklar konusunda çok açıklardı.
Siz dünya ekonomisini otonom bir hayvanmış gibi tarif ettiniz. Ben bir ekoloji uzmanı olarak bu konuda fazla bir şey söyleyemem. Ama bence bir sistem her zaman tek tek organizmalardan veya aktörlerden oluşur. Bizim ona konuşmamız gerekir ve bizim hareket alanımız da odur. Burada ben çok pratik düşünüyorum ve iyimserim. Pratik ve bir şeyler yapmaya odaklı anlayış, aynı zamanda araştırmamızın da temelini teşkil ediyor.
Dagmar Hanım, bu röportaj için çok teşekkür ederiz.
Söyleşi ve sunuş:
Selçuk Salih Caydı
(Araştırmacı)
Kaynak: Yarın Dergisi, Aralık05
|